Hükümetlerarası Müzakere Komitesi (HMK) 1991'de toplanarak, 15 aylık müzakereden sonra Mayıs 1992'de "Küresel soruna küresel yaklaşım" sloganıyla hazırlanan İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesini 1992 yılında imzaya açtı ve sözleşme 21 Mart 1994 yılında yürürlüğe girdi.
İnsan kaynaklı sera gazı salımını durdurmaya yönelik bu çalışma programı gelişmiş ülkelerdeki sera gazı salımlarının 1990 yılı seviyesine çekmelerini hedeflerken, gelişmekte olan ülkelere de mali destekle bulunmayı görev edinmekteydi. Fakat yükümlülükler altına giren ülkeler için herhangi bir yaptırıma sahip olmayan BMİDÇS hedeflerine ulaşmakta ne yazık ki yetersiz kalmıştır. Bu yetersizliği aşmak amacı ile yükümlülüklerin daha sıkı bir şekilde denetlendiği ve yaptırımlara sahip olan yeni bir belge, Kyoto Protokolü, hazırlanarak 1997 yılında imzaya açıldı.
Kyoto Protokolünü ilk onaylama 1998 de başladı ve 2004 yılında Rusya Federasyonu'nun da onaylayarak protokole taraf olması, protokolün 2005 yılında yürürlüğe girmesini sağladı. Kyoto Protokolü, tehlikeli bir seviyeye ulaşmış olan sera gazı salımını dengeleyerek, iklimsel değişiklikleri önleyebilmesi, protokole taraf olan ülkelerin yükümlülükler doğrultusunda hareket etmesi ile mümkündür. BMİDÇS ile Kyoto Protokolü arasındaki temel fark, birincisi gelişmiş ülkeleri sera gazı salımlarını azaltmaları için cesaretlendirirken, ikincisi bu ülkeleri taahhüt altına sokmuştur. Protokole 183 taraf ülkeden, gelişmiş ve geçiş ekonomisinde olan 37 ülke kanunen sera gazı salım limitleri ve azaltım taahhütlerine sahipler.
Kyoto Protokol, İDÇS'nin Ek-I'inde yer alan gelişmiş ve geçiş ekonomisi ülkelerinin toplam sera gazı salımlarını, 2008-2012 yılları arasında, 1990 yılı seviyesinin en az %5 altına indirmesini öngörmektedir. Bu indirimi sağlayabilmeleri için, İDÇS'nin Ek-I'inde yer alan ülkelerin her birinin sera gazı salımlarını, 2008-2012 yılları arasında, 1990 yılı seviyesine kıyasla ne oranda azaltacakları ya da arttıracakları Protokolün Ek-B'sinde listelenmektedir. Ek-I dışı ülkelerin ise salımları indirme zorunluluğu olmayıp, gönüllülük esasına göre sera gazlarını azaltmaları öngörülüyor.
Kyoto Protokolü'nde üstlenilen yükümlülüklerin yerine getirilmemesi durumunda, diğer bir deyişle taahhüt dönemi olan 2008-2012 arasında bir ülke Ek-B'de kendisine tahsis edilmiş miktardan daha fazla sera gazı salımında bulunmuş ise, ikinci taahhüt döneminde hem bu aradaki fark kadar azaltımı gerçekleştirmek, hem de ilave %30 oranında bir azaltım gerçekleştirmekle yükümlüdür. Yükümlülük altındaki ülkelerin sera gazı salımlarını azaltabilmeleri için uygun maliyetli projelere finansman sağlayarak bu yükümlülüklerini yerine getirebilmeleri mümkün. Kyoto Protokolü bu ilişkiler çerçevesinde bir karbon piyasasının doğmasını sağlamış ve bu piyasanın da sera gazı salımlarını uzun dönemde azaltabileceğini ön görmüştür.

Kyoto Protokolü, Ek-I ülkelerinin yükümlülüklerini yerine getirmelerine yardımcı olacak ekonomik piyasa araçları getirmekte. Ekonomik piyasa mekanizmalarının mantığı: iklim değişikliğine neden olan sera gazı salımları, dünyanın neresinde azaltılırsa azaltılsın, küresel açıdan aynı etkiyi sağlayacağıdır.
Burada önemli bir nokta da aynı miktarda sera gazı azaltmanın maliyeti, gelişmiş ülkelerde diğerlerine göre daha fazladır. O halde gelişmiş ülkeler, Temiz Kalkınma Mekanizması (CDM), Ortak Uygulamalar (JI) ile diğer ülkelerde bazı projeler gerçekleştirerek küresel sera gazı salımlarının azaltılmasına katkı sağlarken, bu projelerden sağlanan sera gazı salım azaltım kotaları ile de yükümlülüklerini yerine getirmektedirler. Bu faaliyetler Ek-B ülkelerinin yükümlülüklerini yerine getirmelerinde hesaba katılırken, gelişmiş ülkelerden de gelişmekte olan ülkelere doğru finansal bir akışı sağlayacak ve gelişmekte olan ülkelerde de temiz enerji projelerinin gelişmesinin önü açmaktadır. Ayrıca, Ek-B'de yer alan herhangi bir Ek-I ülkesi, sera gazı salımlarını protokolde kendisi için belirlenen hedeften daha fazla azaltmışsa, salımlarındaki bu ilave azaltımı başka bir taraf ülkeye satabilmektedir (Salım Ticareti). Ticarete konu bu salımlar da Ek-B ülkelerinin yükümlülüklerini yerine getirmelerinde hesaba katılır. Piyasa mantığını ile çalışan Kyoto Protokolü mekanizmaları sera gazı salım bedelinin uygun maliyetlere çekilmesini sağlamaktadır.
Kyoto Protokolünün mekanizmaları yükümlülük altına giren ülkelerin salım azaltım limitlerini karşılamalarını bir taraftan hedeflerken, diğer taraftan da protokole taraf olmuş ülkelerde temiz enerji yatırımları, ağaçlandırma çalışmaları, karbon tutma ve biriktirme projeleri, enerji verimliliği projeleri gibi çevresel sürdürülebilir kalkınma olanaklarını teşvik etmektedir. Bu tarz projelerde elde edilen karbon kredilerinin hesaplanması sera gazı salım azaltımı yapan projeli ve projesiz ülke salımı arasındaki farktan bulunmaktadır.
Piyasa mekanizmaları çerçevesinde Kyoto Protokolüne taraf ülkeler nezdinde karbon ticaretini kapsayan üç tane senaryo geliştirilebilir:
İnsan kaynaklı sera gazı salımını durdurmaya yönelik bu çalışma programı gelişmiş ülkelerdeki sera gazı salımlarının 1990 yılı seviyesine çekmelerini hedeflerken, gelişmekte olan ülkelere de mali destekle bulunmayı görev edinmekteydi. Fakat yükümlülükler altına giren ülkeler için herhangi bir yaptırıma sahip olmayan BMİDÇS hedeflerine ulaşmakta ne yazık ki yetersiz kalmıştır. Bu yetersizliği aşmak amacı ile yükümlülüklerin daha sıkı bir şekilde denetlendiği ve yaptırımlara sahip olan yeni bir belge, Kyoto Protokolü, hazırlanarak 1997 yılında imzaya açıldı.
Kyoto Protokolünü ilk onaylama 1998 de başladı ve 2004 yılında Rusya Federasyonu'nun da onaylayarak protokole taraf olması, protokolün 2005 yılında yürürlüğe girmesini sağladı. Kyoto Protokolü, tehlikeli bir seviyeye ulaşmış olan sera gazı salımını dengeleyerek, iklimsel değişiklikleri önleyebilmesi, protokole taraf olan ülkelerin yükümlülükler doğrultusunda hareket etmesi ile mümkündür. BMİDÇS ile Kyoto Protokolü arasındaki temel fark, birincisi gelişmiş ülkeleri sera gazı salımlarını azaltmaları için cesaretlendirirken, ikincisi bu ülkeleri taahhüt altına sokmuştur. Protokole 183 taraf ülkeden, gelişmiş ve geçiş ekonomisinde olan 37 ülke kanunen sera gazı salım limitleri ve azaltım taahhütlerine sahipler.
Kyoto Protokol, İDÇS'nin Ek-I'inde yer alan gelişmiş ve geçiş ekonomisi ülkelerinin toplam sera gazı salımlarını, 2008-2012 yılları arasında, 1990 yılı seviyesinin en az %5 altına indirmesini öngörmektedir. Bu indirimi sağlayabilmeleri için, İDÇS'nin Ek-I'inde yer alan ülkelerin her birinin sera gazı salımlarını, 2008-2012 yılları arasında, 1990 yılı seviyesine kıyasla ne oranda azaltacakları ya da arttıracakları Protokolün Ek-B'sinde listelenmektedir. Ek-I dışı ülkelerin ise salımları indirme zorunluluğu olmayıp, gönüllülük esasına göre sera gazlarını azaltmaları öngörülüyor.
Kyoto Protokolü'nde üstlenilen yükümlülüklerin yerine getirilmemesi durumunda, diğer bir deyişle taahhüt dönemi olan 2008-2012 arasında bir ülke Ek-B'de kendisine tahsis edilmiş miktardan daha fazla sera gazı salımında bulunmuş ise, ikinci taahhüt döneminde hem bu aradaki fark kadar azaltımı gerçekleştirmek, hem de ilave %30 oranında bir azaltım gerçekleştirmekle yükümlüdür. Yükümlülük altındaki ülkelerin sera gazı salımlarını azaltabilmeleri için uygun maliyetli projelere finansman sağlayarak bu yükümlülüklerini yerine getirebilmeleri mümkün. Kyoto Protokolü bu ilişkiler çerçevesinde bir karbon piyasasının doğmasını sağlamış ve bu piyasanın da sera gazı salımlarını uzun dönemde azaltabileceğini ön görmüştür.

Kyoto Protokolü, Ek-I ülkelerinin yükümlülüklerini yerine getirmelerine yardımcı olacak ekonomik piyasa araçları getirmekte. Ekonomik piyasa mekanizmalarının mantığı: iklim değişikliğine neden olan sera gazı salımları, dünyanın neresinde azaltılırsa azaltılsın, küresel açıdan aynı etkiyi sağlayacağıdır.
Burada önemli bir nokta da aynı miktarda sera gazı azaltmanın maliyeti, gelişmiş ülkelerde diğerlerine göre daha fazladır. O halde gelişmiş ülkeler, Temiz Kalkınma Mekanizması (CDM), Ortak Uygulamalar (JI) ile diğer ülkelerde bazı projeler gerçekleştirerek küresel sera gazı salımlarının azaltılmasına katkı sağlarken, bu projelerden sağlanan sera gazı salım azaltım kotaları ile de yükümlülüklerini yerine getirmektedirler. Bu faaliyetler Ek-B ülkelerinin yükümlülüklerini yerine getirmelerinde hesaba katılırken, gelişmiş ülkelerden de gelişmekte olan ülkelere doğru finansal bir akışı sağlayacak ve gelişmekte olan ülkelerde de temiz enerji projelerinin gelişmesinin önü açmaktadır. Ayrıca, Ek-B'de yer alan herhangi bir Ek-I ülkesi, sera gazı salımlarını protokolde kendisi için belirlenen hedeften daha fazla azaltmışsa, salımlarındaki bu ilave azaltımı başka bir taraf ülkeye satabilmektedir (Salım Ticareti). Ticarete konu bu salımlar da Ek-B ülkelerinin yükümlülüklerini yerine getirmelerinde hesaba katılır. Piyasa mantığını ile çalışan Kyoto Protokolü mekanizmaları sera gazı salım bedelinin uygun maliyetlere çekilmesini sağlamaktadır.
Kyoto Protokolünün mekanizmaları yükümlülük altına giren ülkelerin salım azaltım limitlerini karşılamalarını bir taraftan hedeflerken, diğer taraftan da protokole taraf olmuş ülkelerde temiz enerji yatırımları, ağaçlandırma çalışmaları, karbon tutma ve biriktirme projeleri, enerji verimliliği projeleri gibi çevresel sürdürülebilir kalkınma olanaklarını teşvik etmektedir. Bu tarz projelerde elde edilen karbon kredilerinin hesaplanması sera gazı salım azaltımı yapan projeli ve projesiz ülke salımı arasındaki farktan bulunmaktadır.
Piyasa mekanizmaları çerçevesinde Kyoto Protokolüne taraf ülkeler nezdinde karbon ticaretini kapsayan üç tane senaryo geliştirilebilir:
Senaryo 1: Üretimi nedeni ile sera gazı salımı yapan bir şirket, üretime devam edebilmesi için sera gazı limitini aşmak durumunda kaldığında bir başka salım yapan şirketten salım hakkı alarak limitini genişletir ve sera gazı salımına rağmen üretimine devam eder.
Senaryo 2: Sera gazı salımına neden olan bir şirket sera gazı limitini aşmadığında, geri kalan kotasını bir sonraki yıla saklayabilir ya da karbon piyasasında satabilir.
Senaryo 3: Sera gazı salımına neden olan şirket farklı ülkeler ve bölgelerde sera gazı azaltım projelerine yatırım yaparak elde edebileceği kredilerle kotasını genişletebilir ya da bunları piyasada satabilir.
Karbon Finansmanının Enerji Sektöründe Faaliyet Gösteren Firmalara Kazandırdıkları:
Karbon ticareti mekanizmasının temelinde, Kyoto Protokolünün sera gazı salımlarını azaltma fikri yatar. Gelişmiş ülkelerde sera gazı salım azaltımı bedeli yüksek olduğundan ekonomik açıdan daha uygun bir yöntemle salım azaltımlarının sağlanabileceği düşünülür. O nedenle uygun maliyetli sera gazı salım ( hakkı) ticareti, yükümlülük altındaki firmalara üretimini aksatmadan salım hakkı satın alarak, salım kotalarını genişletmeyi sağlarken diğer taraftan da dünya çapında yenilenebilir enerji, enerji verimliliği, ağaçlandırma projeleri gibi sera gazı salımlarını azaltacak projelere kaynak yaratmaktadır. Karbon finansmanı yenilenebilir enerji sektöründe ek bir finansman sağlayarak projelerin riskini azaltmakta, bu tarz projelerin hayata geçmesini sağlamaktadır.
GÖNÜLLÜ KARBON PİYASASI:
Gönüllü salım ticaretinin geçmişi 1989 yılına dayanmakla birlikte asıl yükselişini Kyoto Protokolüne borçludur. Kyoto Protokolü piyasa mekanizmalarına paralel büyüyen gönüllü karbon piyasası hem Kyoto Protokolü yükümlülükleri altında bulunan ülkelerde hem de bunun dışındaki ülkelerde gelişme olanağı bulmaktadır. Sosyal sorumluluk çerçevesinde, küresel iklim değişikliklerine duyarlı şirketlerin, kuruluşların, örgütlerin, bireylerin karbon salımlarını dengeleme kolaylığını sağlamak amacı ile ortaya çıkmış bir pazardır. Gönüllü Karbon Azaltım Projeleri'nden elde edilen Onaylı Salım Azaltım'ları (VERs) gelişmiş kuzey ülkelerindeki firmalar tarafından talep edilmekte ve iklimsel değişiklik bilincinin oluşması ile birlikte bu talep yükseliş sağlamaktadır.
İklimsel değişikliklere duyarlı şirketler faaliyetleri esnasında oluşan karbon salımlarını hesaplayarak (karbon ayak izlerini ölçerek), bu emisyonlarını azaltmak veya dengelemek amacı ile emisyon azaltımını sağlayan projelerin (yenilenebilir enerji, enerjinin verimli kullanılması, atık yönetimi vb.) üretmiş oldukları karbon azaltım kredilerini satın alarak, karbon nötr haline gelmektedirler. Böylece bu şirketler saldıkları karbondioksit miktarını, başka bir yerde karbondioksit emisyonu yapmayan veya yaptığı karbondioksit miktarını azaltan projeleri destekleyerek sıfırlamaktadırlar. Bu faaliyetler karbon piyasasını meydana getirmektedir.
Küresel iklim değişikliğinin etkileri daha fazla hissedilmeye başlandıkça pek çok firmanın sosyal sorumluluk çerçevesinde karbon dengelemeye gittikleri görülmektedir. Şimdiden HSBC, Dell, Delta, AEP, Google, Pacific Gas & Electric, Yahoo, Nike, Sky, Origin Energy.... gibi büyük müşteri potansiyeli olan şirketlerin gönüllü karbon piyasasında karbon salımlarını dengeledikleri görülmektedir.
Dengeleme (offset) kavramı, karbon salımlarının azaltılması için uygulanan önlemlere ek olarak gerçekleştirilen ve gönüllü karbon piyasalarında çok iyi bilinen bir mekanizmadır. Dengeleme, bir yerde salınan sera gazının başka bir yerden satın alınarak aynı miktarda sera gazının önlenmesi ile veya atmosferdeki aynı miktarda sera gazının yutulması/hapsedilmesi ile nötrleştirilmesidir. Başka bir ifade ile bir firmanın ortaya çıkardığı karbon salımlarına karşılık, aynı miktarda ancak başka bir yerde karbon tasarrufu sağlayan projelerde belgelendirilmiş karbon azaltım sertifikalarının satın alınması olarak açıklanabilir.
|
2007
|
2008
|
|||
|
Hacmi
|
Değeri
|
Hacmi
|
Değeri
|
|
|
Mton CO2e
|
US$ (Milyon)
|
Mton CO2e
|
US$ (Milyon)
|
|
|
Chicago İklim Borsası
|
43,1
|
262,9
|
54
|
396,7
|
|
Tezgah Üstü (OTC)
|
22,9
|
72,4
|
69,2
|
306,7
|
|
Diğer Borsalar
|
0
|
0
|
0,2
|
1,3
|
|
Toplam(Chicago+OTC)
|
66
|
335,3
|
123,4
|
704,7
|
|
M= Milyon
|
|
|||
Kaynak: Hamilton, vd., 2009:7, State of Voluntary Carbon Markets, Ecosystem Marketplace, New Carbon Finance. CCX, (2009), Market Report, CCX, Cilt 4, Sayı 12, ss. 1, Chicago,
Gönüllü karbon piyasasının toplam pazar büyüklüğü 2007 yılında 335 milyon ABD dolara iken 2008 yılında gönüllü karbon pazarı 704 milyon ABD dolarına ulaşmıştır. 2008 yılında gönüllü karbon dengeleme için ortalama birim fiyat, bir önceki seneye göre %20'lik artışla 7,34 ABD dolar/tonCO2 olmuştur.
TÜRKİYE'DE GÖNÜLLÜ KARBON PİYASASI:
Türkiye, Kyoto Protokolüne taraf olmadığından, protokolün piyasa mekanizmalarına (CDM, JI) ev sahipliği yapamamaktadır. Fakat 2005 yılından itibaren gönüllü karbon piyasasına, sera gazı salım azaltım projeleri ile yer alan Türkiye'de ilk kez Futurecamp GmbH adlı danışman şirket tarafından sera gazı salım azaltım projesi olarak hazırlanan 30 MW kurulu gücündeki Bandırma Rüzgâr Enerjisi Santrali (BARES) yıllık 72.000 ton CO2e azaltımı sağlamıştır. Bu projenin hazırlanmasından sonra Türkiye piyasasında enerji yatırımlarının gönüllü karbon piyasasından yararlanmak için hızla proje hazırlandığı görülmektedir.
Türkiye'de farklı standartlarda pek çok gönüllü karbon projesi hazırlanmasına rağmen günümüze kadar bir standart altında kayıt edilerek karbon haklarını satabilme noktasına gelmiş 26 projenin ön görülen yıllık toplam sera gazı salım azaltım miktarı 2.292.681 ton CO2e'e ulaşmıştır.
|
Projeler
|
Standard
|
Ön Görülen Azaltım Miktarı (ton CO2)
|
|
|
1
|
Bares 30 MW, RES
|
VER+
|
70.000
|
|
2
|
Tablo2. Türkiye'deki Karbon Azaltım Haklarını ( Karbon Kredisi) Satabilen Projeler
Fariz TAŞDAN
Karbon Finansmanı
