İnsanların ihtiyaçlarının karşılanmasında ve gelişmenin sağlıklı olarak sürdürülmesinde gerekli olan enerji özellikle sanayi, konut ve ulaştırma gibi sektörlerde kullanılmaktadır.
Ancak enerji; yaşantımızdaki vazgeçilmez yararlarının yanı sıra üretim, çevrim, taşınım ve tüketim esnasında büyük oranda çevre kirlenmesine de yol açmaktadır.
Günümüzde enerji üretim tesislerinin çevreye olan etkileri giderek daha fazla önem kazanmakta ve sadece ulusal boyutta kalmayıp, uluslararası düzeyde ele alınmaktadır. Ülkeler, bilimsel araştırmalara dayanarak ve kamuoyundan gelen, gittikçe artan baskıları da dikkate alarak çevre korumaya yönelik standartlar, yönetmelikler ve yasal düzenlemeler geliştirmekte, uygulanmasını denetim altına almakta ve çevre korumaya yönelik mevzuatta belirtilen limit değerleri daha da zorlayıcı düzeylere çekmek üzere çalışmalar sürdürmektedirler.
Gerek ulusal düzeyde gerekse uluslararası düzeyde çevre korumaya yönelik denetimin artırılması, enerji üretim tesislerinde uygulanmakta olan çevre koruma teknolojilerinin geliştirilmesini zorunlu hale getirmiş, tüm enerji üretim tesislerinin çevre korumaya yönelik daha sıkı kontrol sistemleriyle teçhiz edilmesi zorunlu hale gelmiştir.

Ülkemizde yeni yapılan ve Avrupa Birliği (AB) mevzuatına paralel hale getirilmeye çalışılan yasal düzenlemelerle enerji üretim tesislerini ilgilendiren mevzuatın kapsamı genişlemekte ve tesislerde ilave önlemlerin alınması zorunluluğu ortaya çıkmaktadır.
Yenilenemeyen Enerji Kaynakları: Kömür, petrol, doğalgaz ve nükleer enerji.
Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED):
Belirli bir proje veya gelişmenin, çevre üzerindeki önemli etkilerinin belirlendiği bir süreçtir. Bu süreç, kendi başına bir karar verme süreci değildir; karar verme süreci ile birlikte gelişen ve onu destekleyen bir süreçtir. Yeni proje ve gelişmelerin çevreye olabilecek sürekli veya geçici potansiyel etkilerinin sosyal sonuçlarını ve alternatif çözümlerini de içine alacak şekilde analizi ve değerlendirilmesidir.
ÇED'in amacı;
Ekonomik ve sosyal gelişmeye engel olmaksızın, çevre değerlerini ekonomik politikalar karşısında korumak, planlanan bir faaliyetin yol açabileceği bütün olumsuz çevresel etkilerin önceden tespit edilip, gerekli tedbirlerin alınmasını sağlamaktır. ÇED'in temel görevi, projelerle ve gelişmelerle ilgili karar vericilerin daha bütünsel, yani karara etkiyecek birden fazla faktörü göz önüne alır bir şekilde daha sağlıklı karar vermelerini sağlamak için, onlara projelerden kaynaklanabilecek çevresel etkileri net bir şekilde göstermektir. Türkiye'de Çevresel Etki Değerlendirmesinin (ÇED) uygulanmasında yetkili Bakanlık, Çevre ve Orman Bakanlığı'dır.
Proje sahibi, ulusal politikalarını ve yatırım programlarını göz önünde bulundurarak projenin gerekliliğini, amaçlarını ve projenin ulusal, bölgesel ve yerel ekonomiye ve sosyal kalkınmaya katkılarını açıklamalıdır. Önerilen proje, çevresel etki oluşturabilecek tüm bileşenleri ile birlikte tanımlanmalıdır. Buna ek olarak, proje uygulama çizelgesi ve kaynak (su, personel, ekipman v.b.) ihtiyaçları ile birlikte projenin inşaat ve işletme aşamalarında gerçekleştirilecek proje faaliyetlerinin de tanımlanması gerekmektedir.
ÇED Yönetmeliği Ek I kapsamındaki projeler için ÇED Yönetmeliği Ek III'de verilen Proje Tanıtım Genel Formatı uyarınca hazırlanan dosya ile Çevre ve Orman Bakanlığı (ÇOB)'na müracaat edilerek ÇED süreci başlatılır. Projeye özel ÇED raporu formatının ÇOB tarafından verilmesini müteakip, ÇED raporunun bir yıl içerisinde hazırlanarak ÇOB'a sunulması gerekmektedir. ÇED Yönetmeliği Ek II kapsamındaki projeler için ise Proje Tanıtım Dosyası hazırlanarak ÇOB ve/veya ilgili valiliğe müracaat edilmesi gerekmektedir. ÇED Raporu için projeye özel format ÇOB tarafından halkın katılımı, kapsam ve özel format belirleme toplantısı sonucunda verilmektedir.
Enerji-çevre etkileşimi dikkate alınarak, enerjiye yönelik tüm faaliyetlerin çevre üzerindeki olumsuz etkilerini en aza indirerek, ekolojik dengeyi bozmadan "sürdürülebilir kalkınma" çerçevesinde yürütülmesi gerekmektedir. Sürdürülebilir kalkınma; kaynaklar tüketilmeden, çevre tahrip edilmeden, kalkınma ve sanayileşme sürecinin devamı sağlanarak, gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmak olarak tanımlanabilir.
Elektrik santralleri, mevcut olan enerjiyi elektrik enerjisine dönüştüren tesislerdir. Ticari olarak işletilmekte olan belli başlı santraller; Termik Santral, Hidroelektrik Santral, Nükleer Santral ve Rüzgar Enerjisi Santralleridir. Mevcut Enerji Üretim Sistemlerinin Çevresel Etkileri Tablo-1'de karşılaştırılmıştır.
Güneş Enerjisi, dünyanın global olarak halen pek fazla kullanmadığı, ancak geleceğin en fazla kullanılabilecek enerji kaynağı olmaktadır. Güneş enerjisinden elektrik üretimi doğrudan dönüşüm ve dolaylı dönüşüm olmak üzere iki ayrı yöntemle gerçekleştirilir. Bazı ülkelerde kullanımı her geçen yıl artmaktadır. Ancak yeterli değildir. Güneş enerjisi teknolojisindeki ilerlemeler ümit vermektedir. Çevresel etkileri yok denecek kadar az olan ve ülkemizde 200 kWp civarında kurulu olduğu tahmin edilen güneş pili güç kapasitesinin artırılması azami yararlanma politikalarını geliştirmeli, bu konuda gerekli araştırma ve yatırımlar yapılmalıdır.
Hidrolik Enerjisi, baraj gölleri ve çevresinde oluşabilecek değişikliklerin, bölgenin flora ve faunası üzerinde meydana getireceği etkilerin belirlenmesi, endemik ve nesli tehlikeye düşmüş canlı türlerinin tespiti ve bunlar hakkında koruma tedbirlerinin alınması, yörenin biyolojik zenginliklerinin ve mevcut kültür formlarının tespiti için Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) Raporlarının hazırlanması ve barajların planlama, işletilme aşamasında çevreyle ilgili her türlü tedbirlerin alınması büyük önem taşımaktadır.
Nükleer enerji santralinden kaynaklanan çevresel etkiler, santralin iyi çalıştırılması durumunda (göreceli olarak) düşüktür. Ancak, kazaların, özellikle de ciddi boyutlardaki kazaların çevresel etkileri oldukça şiddetli olabilir. Bu boyuttaki ciddi kazaların oluşma riski az olmasına rağmen kaza sonucunda meydana gelecek çevresel etkiler çok büyük boyutlara ulaşmaktadır (uzun mesafeli ve uzun vadeli). Diğer bir önemli husus ise düşük seviyeli radyasyon maruzi-yetidir (örn; işçiler). Bu maruziyetin etkileri diğer etkiler (örn; kimyasallar, sigara kullanımı, beslenme alışkanlığı) tarafından maskelenmektedir ve bu yüzden bu etkilerin tahmin edilmesi son derece zordur.
Bu nedenlerden dolayı bir nükleer enerji santralinin kurulması için alınacak politik kararlar son derece önemlidir ve bu kararlar sırasında yukarıda belirtilen hususlar göz önünde bulundurulmalıdır. Özellikle ciddi boyutlardaki kazaların (ve bu kazalar sonucunda oluşan çevresel etkilerin) maliyetleri ve oluşma riskleri yapılacak değerlendirmelerde dikkate alınması gereken en önemli faktörlerdir.
Mevcut şartların belirlenmesi çerçevesinde, su kaynaklarının incelenmesi için ,seçilen çalışma alanı yeraltı ve yüzey suyu sistemini ve yakın çevrede mevcut olan kuyular ve akarsuları içine alacak şekilde seçilmeli, alan ve çevresine ait jeolojik, hidrojeolojik ve hidrolojik özellikler, toprak özellikleri, biyolojik ve meteorolojik özellikleri kapsayan, ayrıntılı fiziksel ve biyolojik durum belirlenmelidir. Sosyoekonomik ve ekolojik özellikler proje ölçeği ve kapladığı alandaki mevcut arazi kullanımı ve doğal kaynakların sosyoekonomik değerine paralel olarak yerel, bölgesel ve ulusal düzeyde incelenmelidir. Arazi çalışmalarının programlanması, metodolojilerin ve çalışma alanının sınırlarının belirlenmesi yerel halk, paydaşlar ve uzmanlara danışılarak belirlenmelidir. Mevcut durum özellikleri, çevresel ve sosyoekonomik hassasiyet ve risk durumunun belirlenmesi amacıyla mevcut veriler Coğrafi Bilgi Sistemlerine (CBS) aktarılarak hassas özelliklerin (hassas ekosistemler, benzersiz ve yüksek peyzaj değeri taşıyan alanlar, yüksek erozyon etkileri, su kaynakları, hassas jeolojik yapılar, arkeolojik ve kültürel varlıklar, vb.) konumsal analizleri yapılmalıdır. Proje ile ilgili planlamalar ve çevresel yönetim CBS analizleriyle paralel olarak gerçekleştirilmelidir.
Termik santrallerin uyması gereken ana mevzuat ise, enerji üretiminin ana prosesi olan yanma sonucu oluşan havaya verilen emisyonlar ile, su ortamına deşarj yoluyla yapılan emisyonlara getirilen kısıtlamaları içeren yönetmeliklerdir. Ayrıca tüm sanayi kollarının da faaliyetlerini gerçekleştirmeleri esnasında uymaları gerektiği birçok yasal düzenlemeye de enerji üretim tesisleri uymak zorundandır. Fosil yakıta dayalı bir termik santralin çevreye vereceği zararın en aza indirilebilmesi için öncelikle yer seçimi aşamasında ekolojik faktörler dikkate alınmalı ve Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) çalışması yapılmalıdır.
Önceki yıllarda, yerel meteorolojik koşullar ve santralin tasarım parametreleri göz önüne alınarak yöredeki hava kalitesi değerlerinin belirlenen standart değerlerin altında kalmasını sağlayacak yükseklikte baca inşa edilerek önlenmeye çalışılan çevresel etkiler; son yıllarda sınır ötesi taşınım ve asit yağmurları nedeniyle, kaynakta kirletici gazların tutulması yolu ile önlenilmeye çalışılmaktadır.
Ancak enerji; yaşantımızdaki vazgeçilmez yararlarının yanı sıra üretim, çevrim, taşınım ve tüketim esnasında büyük oranda çevre kirlenmesine de yol açmaktadır.
Nüfus artışına, sanayinin gelişmesine paralel olarak kurulan büyük ölçekli enerji üretim ve çevrim sistemleri ekolojik dengeyi büyük ölçüde etkiledikleri gibi sınırlar ötesi etkileri de beraberinde oluşturmaktadır.
Bu nedenle çevre sorunları ulusal olduğu gibi uluslararası nitelikler de taşımaktadır. Yine bu nedenle çevre sorunlarını gidermek için, gerekli tedbirlerin alınmasında, uluslararası işbirliğinin rolü önem kazanmaktadır.
Bu nedenle çevre sorunları ulusal olduğu gibi uluslararası nitelikler de taşımaktadır. Yine bu nedenle çevre sorunlarını gidermek için, gerekli tedbirlerin alınmasında, uluslararası işbirliğinin rolü önem kazanmaktadır.
Günümüzde enerji üretim tesislerinin çevreye olan etkileri giderek daha fazla önem kazanmakta ve sadece ulusal boyutta kalmayıp, uluslararası düzeyde ele alınmaktadır. Ülkeler, bilimsel araştırmalara dayanarak ve kamuoyundan gelen, gittikçe artan baskıları da dikkate alarak çevre korumaya yönelik standartlar, yönetmelikler ve yasal düzenlemeler geliştirmekte, uygulanmasını denetim altına almakta ve çevre korumaya yönelik mevzuatta belirtilen limit değerleri daha da zorlayıcı düzeylere çekmek üzere çalışmalar sürdürmektedirler.
Gerek ulusal düzeyde gerekse uluslararası düzeyde çevre korumaya yönelik denetimin artırılması, enerji üretim tesislerinde uygulanmakta olan çevre koruma teknolojilerinin geliştirilmesini zorunlu hale getirmiş, tüm enerji üretim tesislerinin çevre korumaya yönelik daha sıkı kontrol sistemleriyle teçhiz edilmesi zorunlu hale gelmiştir.

Ülkemizde yeni yapılan ve Avrupa Birliği (AB) mevzuatına paralel hale getirilmeye çalışılan yasal düzenlemelerle enerji üretim tesislerini ilgilendiren mevzuatın kapsamı genişlemekte ve tesislerde ilave önlemlerin alınması zorunluluğu ortaya çıkmaktadır.
Yenilenemeyen Enerji Kaynakları: Kömür, petrol, doğalgaz ve nükleer enerji.
Yenilenebilen Enerji Kaynakları: Odun, bitki artıkları, tezek, jeotermal enerji, güneş, rüzgar, hidrolik ve gel-git dalga enerji kaynaklarıdır.
Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED):
Belirli bir proje veya gelişmenin, çevre üzerindeki önemli etkilerinin belirlendiği bir süreçtir. Bu süreç, kendi başına bir karar verme süreci değildir; karar verme süreci ile birlikte gelişen ve onu destekleyen bir süreçtir. Yeni proje ve gelişmelerin çevreye olabilecek sürekli veya geçici potansiyel etkilerinin sosyal sonuçlarını ve alternatif çözümlerini de içine alacak şekilde analizi ve değerlendirilmesidir.
ÇED'in amacı;
Ekonomik ve sosyal gelişmeye engel olmaksızın, çevre değerlerini ekonomik politikalar karşısında korumak, planlanan bir faaliyetin yol açabileceği bütün olumsuz çevresel etkilerin önceden tespit edilip, gerekli tedbirlerin alınmasını sağlamaktır. ÇED'in temel görevi, projelerle ve gelişmelerle ilgili karar vericilerin daha bütünsel, yani karara etkiyecek birden fazla faktörü göz önüne alır bir şekilde daha sağlıklı karar vermelerini sağlamak için, onlara projelerden kaynaklanabilecek çevresel etkileri net bir şekilde göstermektir. Türkiye'de Çevresel Etki Değerlendirmesinin (ÇED) uygulanmasında yetkili Bakanlık, Çevre ve Orman Bakanlığı'dır.
Proje sahibi, ulusal politikalarını ve yatırım programlarını göz önünde bulundurarak projenin gerekliliğini, amaçlarını ve projenin ulusal, bölgesel ve yerel ekonomiye ve sosyal kalkınmaya katkılarını açıklamalıdır. Önerilen proje, çevresel etki oluşturabilecek tüm bileşenleri ile birlikte tanımlanmalıdır. Buna ek olarak, proje uygulama çizelgesi ve kaynak (su, personel, ekipman v.b.) ihtiyaçları ile birlikte projenin inşaat ve işletme aşamalarında gerçekleştirilecek proje faaliyetlerinin de tanımlanması gerekmektedir.
ÇED Yönetmeliği Ek I kapsamındaki projeler için ÇED Yönetmeliği Ek III'de verilen Proje Tanıtım Genel Formatı uyarınca hazırlanan dosya ile Çevre ve Orman Bakanlığı (ÇOB)'na müracaat edilerek ÇED süreci başlatılır. Projeye özel ÇED raporu formatının ÇOB tarafından verilmesini müteakip, ÇED raporunun bir yıl içerisinde hazırlanarak ÇOB'a sunulması gerekmektedir. ÇED Yönetmeliği Ek II kapsamındaki projeler için ise Proje Tanıtım Dosyası hazırlanarak ÇOB ve/veya ilgili valiliğe müracaat edilmesi gerekmektedir. ÇED Raporu için projeye özel format ÇOB tarafından halkın katılımı, kapsam ve özel format belirleme toplantısı sonucunda verilmektedir.
Enerji-çevre etkileşimi dikkate alınarak, enerjiye yönelik tüm faaliyetlerin çevre üzerindeki olumsuz etkilerini en aza indirerek, ekolojik dengeyi bozmadan "sürdürülebilir kalkınma" çerçevesinde yürütülmesi gerekmektedir. Sürdürülebilir kalkınma; kaynaklar tüketilmeden, çevre tahrip edilmeden, kalkınma ve sanayileşme sürecinin devamı sağlanarak, gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmak olarak tanımlanabilir.
Elektrik santralleri, mevcut olan enerjiyi elektrik enerjisine dönüştüren tesislerdir. Ticari olarak işletilmekte olan belli başlı santraller; Termik Santral, Hidroelektrik Santral, Nükleer Santral ve Rüzgar Enerjisi Santralleridir. Mevcut Enerji Üretim Sistemlerinin Çevresel Etkileri Tablo-1'de karşılaştırılmıştır.
Ulusal kaynaklarımızdan ve işletme masrafları çok düşük olan ancak hâlâ % 35'i kadarını değerlendirebildiğimiz hidroelektrik enerji santralleri yatırımları desteklenmeli, ancak özellikle büyük hidroelektrik santralların ekolojik ve sosyo ekonomik dengede oluşturduğu Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED'i) yapılarak belirlenecek olumsuz etkilerini azaltacak tedbirler alınmalıdır.
Güneş Enerjisi, dünyanın global olarak halen pek fazla kullanmadığı, ancak geleceğin en fazla kullanılabilecek enerji kaynağı olmaktadır. Güneş enerjisinden elektrik üretimi doğrudan dönüşüm ve dolaylı dönüşüm olmak üzere iki ayrı yöntemle gerçekleştirilir. Bazı ülkelerde kullanımı her geçen yıl artmaktadır. Ancak yeterli değildir. Güneş enerjisi teknolojisindeki ilerlemeler ümit vermektedir. Çevresel etkileri yok denecek kadar az olan ve ülkemizde 200 kWp civarında kurulu olduğu tahmin edilen güneş pili güç kapasitesinin artırılması azami yararlanma politikalarını geliştirmeli, bu konuda gerekli araştırma ve yatırımlar yapılmalıdır.
Hidrolik Enerjisi, baraj gölleri ve çevresinde oluşabilecek değişikliklerin, bölgenin flora ve faunası üzerinde meydana getireceği etkilerin belirlenmesi, endemik ve nesli tehlikeye düşmüş canlı türlerinin tespiti ve bunlar hakkında koruma tedbirlerinin alınması, yörenin biyolojik zenginliklerinin ve mevcut kültür formlarının tespiti için Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) Raporlarının hazırlanması ve barajların planlama, işletilme aşamasında çevreyle ilgili her türlü tedbirlerin alınması büyük önem taşımaktadır.
Nükleer enerji santralinden kaynaklanan çevresel etkiler, santralin iyi çalıştırılması durumunda (göreceli olarak) düşüktür. Ancak, kazaların, özellikle de ciddi boyutlardaki kazaların çevresel etkileri oldukça şiddetli olabilir. Bu boyuttaki ciddi kazaların oluşma riski az olmasına rağmen kaza sonucunda meydana gelecek çevresel etkiler çok büyük boyutlara ulaşmaktadır (uzun mesafeli ve uzun vadeli). Diğer bir önemli husus ise düşük seviyeli radyasyon maruzi-yetidir (örn; işçiler). Bu maruziyetin etkileri diğer etkiler (örn; kimyasallar, sigara kullanımı, beslenme alışkanlığı) tarafından maskelenmektedir ve bu yüzden bu etkilerin tahmin edilmesi son derece zordur.
Bu nedenlerden dolayı bir nükleer enerji santralinin kurulması için alınacak politik kararlar son derece önemlidir ve bu kararlar sırasında yukarıda belirtilen hususlar göz önünde bulundurulmalıdır. Özellikle ciddi boyutlardaki kazaların (ve bu kazalar sonucunda oluşan çevresel etkilerin) maliyetleri ve oluşma riskleri yapılacak değerlendirmelerde dikkate alınması gereken en önemli faktörlerdir.
ÇED çalışması kapsamında mevcut çevrenin özellikleri ortaya konulmalıdır.
Bu özellikler belirlenirken, santral sahası ve çevresine ilişkin coğrafi bilgiler, nüfus bilgileri, ulaşım (kara, hava ve su yolu ile) bilgileri, arazi kullanımına ilişkin bilgiler, meteorolojik, jeolojik, sismik, hidrojeolojik, hidrolojik bilgiler ile radyolojik plana ilişkin bilgiler temin edilmelidir. Projeden kaynaklanan etkiler, proje özelliklerinin yanı sıra mevcut çevre özelliklerine bağlı olarak belirlenmelidir. Dolayısıyla, mevcut çevre özellikleri proje ÇED kapsamlaştırma aşaması öncesinde başlanarak gerçekleştirilmelidir. Mevcut özelliklerin belirlenmesi ve etki değerlendirme çalışmalarının gerçekleştirileceği mevcut çalışma alanı ön hazırlık çalışmaları niteliğini de taşıyacak olan masa başı çalışmalarının yanında arazi çalışmaları ile de belirlenmelidir. Bu kapsamda, mevcut biyolojik ve fiziksel şartlar, detaylı bir veritabanı oluşturmak ve mevsimsel farklılıkları, farklı çevresel şartları ve antropojenik etkilerle değişen şartları mevcut çevre özellikleri veri tabanına yansıtılabilecek şekilde seçilen bir çalışma alanında incelenmelidir.
Bu özellikler belirlenirken, santral sahası ve çevresine ilişkin coğrafi bilgiler, nüfus bilgileri, ulaşım (kara, hava ve su yolu ile) bilgileri, arazi kullanımına ilişkin bilgiler, meteorolojik, jeolojik, sismik, hidrojeolojik, hidrolojik bilgiler ile radyolojik plana ilişkin bilgiler temin edilmelidir. Projeden kaynaklanan etkiler, proje özelliklerinin yanı sıra mevcut çevre özelliklerine bağlı olarak belirlenmelidir. Dolayısıyla, mevcut çevre özellikleri proje ÇED kapsamlaştırma aşaması öncesinde başlanarak gerçekleştirilmelidir. Mevcut özelliklerin belirlenmesi ve etki değerlendirme çalışmalarının gerçekleştirileceği mevcut çalışma alanı ön hazırlık çalışmaları niteliğini de taşıyacak olan masa başı çalışmalarının yanında arazi çalışmaları ile de belirlenmelidir. Bu kapsamda, mevcut biyolojik ve fiziksel şartlar, detaylı bir veritabanı oluşturmak ve mevsimsel farklılıkları, farklı çevresel şartları ve antropojenik etkilerle değişen şartları mevcut çevre özellikleri veri tabanına yansıtılabilecek şekilde seçilen bir çalışma alanında incelenmelidir.
Mevcut şartların belirlenmesi çerçevesinde, su kaynaklarının incelenmesi için ,seçilen çalışma alanı yeraltı ve yüzey suyu sistemini ve yakın çevrede mevcut olan kuyular ve akarsuları içine alacak şekilde seçilmeli, alan ve çevresine ait jeolojik, hidrojeolojik ve hidrolojik özellikler, toprak özellikleri, biyolojik ve meteorolojik özellikleri kapsayan, ayrıntılı fiziksel ve biyolojik durum belirlenmelidir. Sosyoekonomik ve ekolojik özellikler proje ölçeği ve kapladığı alandaki mevcut arazi kullanımı ve doğal kaynakların sosyoekonomik değerine paralel olarak yerel, bölgesel ve ulusal düzeyde incelenmelidir. Arazi çalışmalarının programlanması, metodolojilerin ve çalışma alanının sınırlarının belirlenmesi yerel halk, paydaşlar ve uzmanlara danışılarak belirlenmelidir. Mevcut durum özellikleri, çevresel ve sosyoekonomik hassasiyet ve risk durumunun belirlenmesi amacıyla mevcut veriler Coğrafi Bilgi Sistemlerine (CBS) aktarılarak hassas özelliklerin (hassas ekosistemler, benzersiz ve yüksek peyzaj değeri taşıyan alanlar, yüksek erozyon etkileri, su kaynakları, hassas jeolojik yapılar, arkeolojik ve kültürel varlıklar, vb.) konumsal analizleri yapılmalıdır. Proje ile ilgili planlamalar ve çevresel yönetim CBS analizleriyle paralel olarak gerçekleştirilmelidir.
Termik santrallerin uyması gereken ana mevzuat ise, enerji üretiminin ana prosesi olan yanma sonucu oluşan havaya verilen emisyonlar ile, su ortamına deşarj yoluyla yapılan emisyonlara getirilen kısıtlamaları içeren yönetmeliklerdir. Ayrıca tüm sanayi kollarının da faaliyetlerini gerçekleştirmeleri esnasında uymaları gerektiği birçok yasal düzenlemeye de enerji üretim tesisleri uymak zorundandır. Fosil yakıta dayalı bir termik santralin çevreye vereceği zararın en aza indirilebilmesi için öncelikle yer seçimi aşamasında ekolojik faktörler dikkate alınmalı ve Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) çalışması yapılmalıdır.
Önceki yıllarda, yerel meteorolojik koşullar ve santralin tasarım parametreleri göz önüne alınarak yöredeki hava kalitesi değerlerinin belirlenen standart değerlerin altında kalmasını sağlayacak yükseklikte baca inşa edilerek önlenmeye çalışılan çevresel etkiler; son yıllarda sınır ötesi taşınım ve asit yağmurları nedeniyle, kaynakta kirletici gazların tutulması yolu ile önlenilmeye çalışılmaktadır.
Derleyen: Elif GÜLŞEN
Çevre Mühendisi/TÜTEV Enerji Üyesi
